Başlangıç / Bilgi Platformu / 6306 Sayılı Kanuna İlişkin Görüş ve Eleştiriler

6306 Sayılı Kanuna İlişkin Görüş ve Eleştiriler

6303 Sayılı Kanun kapsamında yayınlanan haberler:

“Türkiye’de 45 bin binaya risk tespiti yapıldı yüzde 99’u çürük çıktı.”                                                                                        (Hürriyet Haber, 13.11.2014)

2012 yılından bu yana risk raporu için başvuran 45 bin konutun kentsel dönüşüme girdiğini aktaran Tektaş Kentsel Dönüşüm Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Çatalkaya, bu konutların yüzde 99’unun riskli bina ilan edildiğini söyledi.

Türkiye’de 6 milyon riskli bina var. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hayrettin Güngör, Türkiye’de 6 milyonun üstünde riskli bina olduğunu açıkladı.

(Ensonhaber.com, 14.02.2017)

Yıkılan bina sayısı rekor seviyede! Kentsel dönüşüm kapsamında 2014 yılı içerisinde tüm ülke çapında 41 bin 859 adet binanın risk tespiti yapıldı.                 

(Milliyet.com.tr, 18.04.2015)6306 sayılı kanun

Yukarıda belirttiğim kaynaklardan da anlaşıldığı üzere 6306 sayılı kanun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sayısız binaya risk tespiti yapılmasına olanak tanımış, bunların ekseriyetinin yıkılıp yeniden inşasına devlet desteğini sunmuştur. Bu şekilde; olası bir felakette, olası can kayıplarının önüne geçmeye çalışmıştır. İlgili yasanın içeriğinden de anlaşılacağı üzere; bina sahiplerinin ve binada mukim olan diğer vatandaşların mağduriyetini asgari seviyeye indirmek ve bu şekilde binanın dönüşümünü sağlamak yasanın temel amacı olmuştur. Bu haliyle kanun sadece binanın kendisiyle ilgilenmiş, yapının çevresiyle ilişkisini kuramamış, çevrede yaşayanların ve gelecekte muhtemelen daha büyük olarak inşa edilmiş olan bu binanın müstakbel sakinlerinin yaşamlarını umursamamıştır. Mevcut durumda var olan trafik sıkışıklığı, otopark yetersizliği, yol yetersizliği civarda daha da artacaktır. Bu durumla ilgili sorumluluklar belirlenmemiş, görev dağılımı yapılmamıştır. Dolayısıyladır ki hiç kimse ortaya çıkan problemleri şikayet edebilecek bir muhatap bulamayacaktır. Bu durumda, özellikle kentsel dönüşümde başı çeken İstanbul’da yaşayabilmek ormanda hayatta kalmaktan daha zor olacaktır. Hali hazırda büyümeye devam eden diğer Büyükşehirler de yasanın sektöre kazandırdığı bu ivmeden nasibini alacaktır.

Bir diğer husus da riskli alan tayini için işleyen ilginç prosedür. Bu kavram belediyelerin, TOKİ’nin, yaşadığı yerin riskli olduğunu düşünen özel ve tüzel kişilerin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ve bakanlar kurulunun dahil olduğu bir kavram. Yani beş ayaklı bir çözümü var. Ancak bakanlık haricindeki kurum ya da kişiler (buna bakanlar kurulu dahil değil) en fazla teklifte bulunarak bakanlığa rapor verebiliyor ve bu rapora işlenmesi gereken alan asgari 15 bin metrekare. Yani bir vatandaş 3 bin metrekare riskli alan bulduğunda burayı riskli alan olarak tescilletebilmek için 12 bin metrekare daha riskli alan bulmak zorunda. Bakanlık ise dilerse 15 bin metrekareden daha küçük bir alanı, ne kadar küçük olacağının bir sınırı olmaksızın belirleyip bakanlar kuruluna sunabiliyor. Dolayısıyla bakanlık bu konudaki en önemli yetki sahibi olarak gözüküyor. Diğerleri ise 15 bin metrekareden düşük alanları görmezden gelmek zorunda kalıyor. Bu şartlar altında hükümetin tahminlerine göre 6-7 milyon civarındaki binanın[1] büyük çoğunluğu kendi kendine kentsel dönüşmek zorunda. Ola ki bir vatandaş bakanlığa başvurarak: “Benim yaşadığım alan riskli neden rapor yazıp bakanlar kuruluna sunmuyorsunuz?” diye sorsa onlar da cevaben: “Bu işlere belediye de bakıyor hatta sen bile bakabiliyorsun. Neden kendin bakmıyorsun?” deyip gazetesine geri dönebilir ve bu hakkı yasayla da sabittir. Durumun vehameti bu boyuttadır.[2]

Peki riskli alan tespiti nasıl yapılmalıdır?

Riskli alan tespiti
Kahramankazanda bulunan Kayı ve Satıkadın bölgelerine ilişkin, Riskli Alan Tespiti ve Kentsel Dönüşüm Projesi

Öncelikle 15 bin metrekare barajı makul bir düzeye çekilmelidir. Bununla birlikte bakanlıkça belirlenen şartlara uyan, yeterli tekniğe ve kadroya sahip özel şirketlere riskli alan tespiti için lisans verilmelidir. Ayrıca bu işi yapabilecek yeterliliğe sahip belediyelere de kendi sınırları içerisinde yetki verilmelidir. Muhtarlıklar, il, ilçe ve belde belediyeleri yetkili kurumlara rapor hazırlatılması için başvuru yapabilmeliler. Hazırlanan raporun masrafları dönüşüm işleri daire başkanlığı tarafından finanse edilmeli, alınan raporlar çevre müdürlüklerince kontrol edilmelidir. Eğer ki söz konusu alanın genişliği uygulama içerisinde okul ve benzeri tesislerin yapılmasını da gerektiriyorsa bakanlar kurulunun da onayına sunulmalıdır. Bundan sonraki süreçte  ilgili yasadaki yönetmelikler uygulanabilir.

Böylelikle ilgili kurumlarca uygulama alanındaki gerekli çevre düzenlemesi daha kolay yapılabilecek, binasal değil kentsel dönüşüme yaklaşılabilecektir.

[1] Bu tahmin iyimser olabilir çünkü Van’daki depremde yeni yapılmış, yönetmeliğe uygun binalar da yıkıldı.

[2] Görev ve sorumlulukların eksik veya yanlış dağıtılması, bazen de birden fazla kişi ya da kuruma bırakılması, esasen yasanın da mevcut hükümetin de sorunu değil, tümüyle Türkiye’nin geçmişten bu yana var olan ve henüz yetkililerce tespit edilememiş bir sorunudur. Benim şahsen tespit edebildiğim yaklaşık 30-35 yıllık bir geçmişi var. İlk basımı 1987 yılında yapılan, Uğur Mumcu’ya ait Rabıta isimli kitaptaki çok güzel bir örneği şu şekilde: 80’li yıllarda, Rabıtat-al-Alam-al-İslami adında Suudi kökenli bir vakıf, Türkiye’nin o dönem iktidarının da onayını alarak, yurtdışındaki Türk imamlarının maaşlarını kendisi karşılıyordu. Uğur Mumcu bu haberi alınca olayı araştırmaya koyulur. Fakat önünde bir problem vardır. Böyle bir şeyi mümkün kılabilecek imza kime aittir? Sırasıyla dış işlerine, diyanet işlerine ve alakalı alakasız tüm “işlere” bu soruyu yöneltmiş fakat bu imzayı atanı bir türlü bulamamıştır.  Sonunda, bakanlar kurulunun bir evrak imzalama seansında bu imzayı attığını, kâğıtların çokluğundan ve devlet işlerinin aksamamasını istedikleri için okumadan imzaladıklarını bulur.

Gerekli iş bölümü ve iş birliğinin sağlandığı, görev ve sorumlulukların sağlıklı bir şekilde dağıtıldığı yönetimlerde böyle bir olayın vukuu bulduğunu düşünün. İmzayı atan da sorumluluğu alan da belli olacak, bu şahıs hakkında gereken yapılacak ve bir gazetecinin kapı kapı dolaşmasına gerek kalmayacaktı. Ayrıca dosyalar birikmeyecek, okumadan imza atmaya gerek kalmayacak ve devletin işleri rayında gidecekti.

About Tunahan Polat

Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü öğrencisiyim. Bilgi Platformunda İnşaat bölümüne dair görüşlerimi sunmaktayım. Sizler de katkıda bulunmak isterseniz, bizlerle iletişime geçerek büyük bir platform olmamıza destek olabilirsiniz. ŞBP Bilgi Platformu ailesine katılmak için bizimle iletişime geçiniz.

Check Also

bahçe kent garden city kompakt kent şehir ve bölge planlama

Bahçe Kent Nedir? Bahçe Kent Modeli Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

Ebenezer Howard Garden City hareketi olarak yabancı kaynaklarda yer alan Bahçe Kent modeli, sanayi döneminde meydana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir